FETÖ/PDY YARGILAMALARININ ÖZET SERÜVENİ VE GELDİĞİMİZ NOKTA

                15 Temmuz hain darbe teşebbüsünden sonra bir zamanların Cemaat/hizmet/fettulahçılar” olarak bilinen yapıya karşı devlet refleksi ile adeta camcı dükkanına filin girmesi şeklinde bir mücadele başlamıştır.

                Hukuk sistemimiz daha önce hiç karşılaşmamış olduğu bir örgüt yapısı ile yüz yüze gelmiştir. Daha önce terör örgütü olarak ilk defa Mayıs 2016 yılında hakkında karar verilen bu yapı mensuplarına karşı topyekün bir mücadele başlamıştır.

                Ancak yargılama makamlarımız özellikle PKK/DHKP C/TİKKO/HİZBULLAH gibi terör örgütleriyle daha önce bu örgütlerle ilgili olarak birçok karar vermiş, hangi eylemlerin bu örgütlerin üyesi olmaya kıstas olacağı yargı kararlarıyla ortaya konmuştur.

Ancak FETÖ/PDY, Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere “Sui generis” yapısıyla nur topu gibi bir örgüt olarak karşımıza çıkmıştır. Bu özelliği dolayısıyla örgüt üyeliği için aranan kıstasların çoğu bu yapı için geçerli olmaktan çıkmıştır. Örneğin PKK’ya veya diğer örgütlere müzahir olarak değerlendirilen ve yasal dayanağa sahip sendika, dernek gibi sivil toplum kuruluşlarına, partilere üye olmak kolay kolay örgüt üyeliğine esas olacak bir delil olarak kabul edilmemiştir. Çünkü bu örgütler illegal olarak faaliyet gösteren örgütler olduğundan legal alanda faaliyet gösteren bu tür yapılara bu anlamda müdahale edilmemiştir.

FETÖ/PDY ise neredeyse tam anlamıyla, bilinen yüzüyle legal olan, vaktinde her dönemin siyasi iktidarından her türlü korumayı almış bir yapı olarak tanınmış, üyelerinin çoğu da bu legal alanda faaliyet göstermiştir. Bu nedenle de diğer örgütler için yargı kararları ile neredeyse sabit hale gelen kıstaslar bu örgüte uygulanmamıştır.( Örneğin mahkeme gerekçelerinin çoğunda KHK ile kapatılan derneklere üyelik, Bankasya’da para bulundurmak, şirketlerde ortak olmak, kapatılan şirketlerde çalışmış olmak cezalandırılmaya veya beraat kararı alınmasına dayanak olarak gösterilmektedir. Örnek bir gerekçe: ”Bankasya isimli bankadan gelen 18/05/2017 tarihli cevabi yazıya göre sanığın adına açılmış herhangi bir hesap olmadığı anlaşılmıştır.” ) Aynı kıstasların uygulanması halinde birçok kişi hakkında ileri sürülen delillerle dava açılması mümkün olmayacaktı. Nihayetinde oluşan ortamda bunu yapacak yargı mensubu bulmak mümkün değildi.

Bu yapı ile mücadelede hukuki olarak tartışma konusu olan ve halen de tartışılan bir milat ilan edilmiş ve maalesef yargı makamları da bu miladı esas alarak yargılamalar yapmıştır. 17/25 Aralık tarihi örgütle mücadelede, eylemlerin nitelendirilmesinde önemli bir tarih olarak önemini bugüne kadar koruyarak gelmiştir. Yargıtay kararlarında bile 17/25 Aralık sürecinden önceki, örneğin tanık beyanlarının hükme esas olarak alınamayacağı belirtilmiştir.

Bu nedenlerle FETÖ/PDY yargılamalarının başında birçok insan standart hukuk ilkeleri gözönüne alındığında bir soruşturmaya veya kovuşturmaya maruz kalmaması gerekirken, şüpheli veya sanık konumuna geçmiş, birçoğu tutuklanmıştır. Örneğin özellikle yargı içerisinde yer alan bu örgüte müzahir hakim ve savcıların çoğu darbenin hemen ertesi günlerinde, HSYK seçimlerinde kullanmış oldukları oyların rengi, öğrenci iken kalmış oldukları evlerin “cemaat” evi olması, sohbetlere katılmış olmaları gibi sebeplerle cezai soruşturmaya konu olmuş, büyük çoğunluğu tutuklanmıştır. Ancak daha sonra birçoğu tahliye olmuş ve beraat etmişlerdir. İdari anlamda da hemen hemen hepsi ihraç edilmişlerdir.

Daha sonra yine FETÖ/PDY ile iltisaklı olan dernek, sendika, şirket ve kuruluşlarda görev alanlar, üye olanlar hakkında bu sıfatlarından dolayı soruşturmalar başlatılmış birçok kişi bu nedenle de tutuklanmıştır. Yargılamalar ve tutukluluk süreleri uzun bir süre almış ve bu nedenle tutuklanan veya hakkında kovuşturma yapılan birçok kişi beraat kararları almışlardır. Yattıkları süreler yanlarında kar kalmıştır.

Savunma görevini yerine getiren avukatlar olarak mahkemelerde bu isnatlar ile insanların cezalandırılamayacağı ısrarla ileri sürülmüştür ve sonuçta bu delillerin hükme esas alınmaması konusunda epey ilerleme kat edilmiştir. Ancak hala bazı mahkemelerce bu hususlar gerekçelerde delil olarak ileri sürülebilmektedir.

Bu aşamalardan sonra Bylock güçlü ve örgüt üyeliği için aksi ispatlanamayacak bir delil olarak ortaya çıkmıştır. Önce KOM şubeleri tarafından hazırlanan Bylock tutanakları dosyalara girmiş, ardından Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları ortaya çıkmıştır. Bylock serverinden elde edilen verilerle hazırlanmış bu tutanaklardan sonra operatör kayıtları esas alınarak hazırlanan CGNAT kayıtları dosyalara girmeye başlamıştır.

Savunma makamı olarak Bylock verilerinin öncelikle CMK uyarınca usulüne uygun olarak elde edilen bir delil olmadığı ileri sürülmüş ve haklı gerekçeler sunulmuştur. Yargıtay kararı ile Bylock, teknik verilerle desteklenmesi ve örgütsel gizliliği sağlamak amacıyla kullanılmasının ispatlanması durumunda tek başına örgüt üyeliğine delil olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle ulusal yargı sistemimizde Bylock ile ilgili yapılacak savunmaların maalesef hiçbir değeri kalmamıştır. Nihayetinde FETÖ/PDY terör örgütü üyeleri tüm umutlarını AİHM’ne bağlamış bulunmaktadır. Savunma makamı olarak buradan bu konu ile ilgili nasıl bir karar çıkacağını bizler de merak içinde beklemekteyiz.

Yargılamaların ileri süreçlerinde bu defa “Veri İnceleme raporları “ dosyalara sunulmaya başlanmıştır. Bir anlamda örgütün kendi elemanlarını fişlemesi diyebileceğimiz bu delil de birçok dosyada cezalandırılma gerekçesi olarak kabul edilmiştir. Özellikle örgütün mahrem yapılanmasının çökertilmesinde çok önemli katkı sunan, emniyet yapılanmasını ortaya çıkaran bu delil de tartışmaya konu olmuştur. Örgütün mahrem imamlarının kanaatlerine göre oluşturulmuş bu fişleme listesi de birçok şüpheyi barındırmaktadır. Sanık avukatlarının bu yöndeki savunmaları da birçok mahkemede sonuç vermiş ve bu delilin örgüt üyeliğine esas teşkil edecek bir delil olamayacağı bazı mahkemelerce kabul edilmiştir.

Fetö terör örgütü ile mücadele sürecinde özellikle askeri yapılanmanın çözümünde yeni nesil bir delil de ortaya çıkmıştır. Ankesörlü telefonlar ile aranma. Etkin pişmanlıktan faydalanarak beyanda bulunan örgüt üyelerinin beyanları ile ortaya çıkan bu delil de birçok kişi hakkında soruşturma açılmasına sebep olmuş,yüzlerce asker kişi bu nedenle tutuklanmıştır. Yine savunma makamının bu delilin tek başına örgüt üyeliğine esas alınamayacağı hususunda ileri sürmüş oldukları argümanlar sonucunda ankesör dosyalarında birçok kişi beraat kararı almaya başlamıştır. Birçok Yargıtay kararında HTS kayıtlarının tek başına hükme esas alınamayacağı belirtilmiş olmasına rağmen bir çok kişi ankesörlü telefondan arandığı için uzun süre tutuklu kalmış ve halende tutuklu bulunmaya devam etmektedirler.

Bu örgütün çözülmesinde en büyük katkıyı etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheliler sağlamıştır. Gizliliğe büyük önem vermiş, her konuda “tedbir” adı altında kendini en iyi şekilde saklamış bu örgüt bu şahıslar tarafından çözülmüştür. Ancak Bylock ve Ankesör delilinde örgüt üyelerinin oluşturmuş olduğu mağduriyet bu itirafçılar tarafından da yapılmıştır. Her ne kadar vermiş oldukları bilgilerin doğruluk oranı yüksek bile olsa, çoğunun hala örgütsel Saiklerle hareket ettikleri, asıl örgüt üyelerini gizledikleri, birçok insana olmayan sıfatları yükledikleri yargılamalarda ortaya çıkmıştır.

Ancak tüm bu delillerin niteliğine, yargılama sürecinde değişen kanaatlere rağmen insanlar cezalandırılmaktadır. Neredeyse insanlar almış oldukları cezaların çoğunu infaz etmişlerdir. Cezaevleri örgüt üyelerini ıslah etmekten ziyade onları daha çok bilemektedir. Demir ateşte dövülerek daha da sertleşmektedir. Bu gelecek için maalesef ümit vaat eden bir durum değildir.

Bu nedenlerle özellikle savunma avukatlarının yargılamada sık sık dile getirdikleri suçun manevi unsuru mutlaka en iyi şekilde değerlendirilerek karar verilmesi elzemdir. Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere  “…örgüt üyesi olan kimsenin bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı suçları işlemek için kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olma kastı ve iradesiyle hareket etmesi,” gerekmektedir. Aksi takdirde sırf kızının kendisiyle konuşmak için kendisine Bylock yüklediği, 70 yaşındaki annenin (H.E) örgüt üyeliğinden 6 yıl 3 ay ceza almasına engel olamazsınız. Bunu da hiçbir vicdana sığdıramazsınız.

Devletin bekasını düşünelim derken, adalet terazisini bozarsak, devletin temeline dinamit yerleştirmiş olacağımızı unutamamak gerekmektedir.

Çünkü   “ADALET MÜLKÜN( DEVLETİN) TEMELİDİR”

                                                                                                                             Av.Burhan AKSOY (Bitlis Barosu)

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.